Başkan'ın Mesajı
Duyurular

2024 Yılı Aidatı

120 Tl/yıl olarak devam 

edecektir.

 

 

 


Ankara Hava Durumu
Anket
Döviz Bilgieri
Merkez Bankası Döviz Kuru
  ALIŞ   SATIŞ
USD 37,8637   37,9319
EURO 41,7400   41,8152
Özlü Sözler
Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgar yardım edemez. (Montaigne)
Son Ziyaretçi Yorumları
Ömer Tonğ
Başta Süleyman Akgüç beyefendi olmak üzere emeği geçen herkese kalbi teşekkürler

ZEKAİ SERİNKER
Merhabalar... Faaliyetlerinizi ve sizden haberleri bugüne kadar sosyal medyadan takip ediyorduk. Gelecekte ki doğal üyeniz olarak, tüm emeklilerimize sağlık ve afiyet diliyorum. Selamlar...

HASAN KALE
Emeği geçenlere teşekkürler. Başlangıç için iyidir. Daha iyi olacacağına inanıyorum. Umarım dernek binasına da kavuşuruz.


Tüm ziyaretçi yorumları için tıklayınız.
Reklam
30 Ağustos Zaferi

 Bu yıl, Ulusal Varoluşumuz 30 Ağustos Zaferimizi, üzerine yazılmış en büyük eser olan, usta şairimiz Nazım Hikmet'in "Kuvayı Milliye Destanı" ile anmak istedim. Sayfa düzeni nedeniyle tamamını alıntılayamadığım için anlayışla karşılayacağınızı umarım.

Başta büyük önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm silah arkadaşlarına minnettarlığımızla...

 

 

26 AĞUSTOS GECESİNDE SAATLER İKİ OTUZDAN BEŞ OTUZA KADAR

ve  İZMİR RIHTIMINDAN AKDENİZ'E BAKAN NEFER

 

Saat 2.30.

Kocatepe yanık ve ihtiyar bir bayırdır,

           ne ağaç, ne kuş sesi,

                   ne toprak kokusu vardır.

Gündüz güneşin,

            gece yıldızların altında kayalardır. ...

 

Kayalıklarda şayak kalpaklı nöbetçi

             okşayarak gülümseyen bıyığını

                       seyrediyordu Kocatepe'den

dünyanın en yıldızlı karanlığını.

Düşman üç saatlik yerdedir

            ve Hıdırlık-tepesi olmasa

                       Afyonkarahisar şehrinin ışıkları gözükecek.

Küzeydoğuda Güzelim-dağları

            ve dağlarda tek tek ateşler yanıyor.

Ovada Akarçay bir pırıltı halinde,

...

Akarçay belki bir akar su,

        belki bir ırmak,

                   belki küçücük bir nehirdir.

...

Afyon önünde

         Altıgözler Köprüsü'nün altından

                 gündoğuya dönerek

          ve Konya tren hattına rastlayıp yolda

                   Büyükçobanlar Köyü'nü solda

                          ve Kızılkilise'yi sağda bırakıp gider.

Düşündü birdenbire kayalardaki adam

       kaynakları ve yolları

              düşman elinde kalan bütün nehirleri.

Kim bilir onlar ne kadar büyük,

             ne kadar uzundular?

Birçoğunun adını bilmiyordu,

           yalnız, Yunan'dan önce ve Seferberlik'ten evvel

                  Selimşahlar Çiftliği'nde ırgatlık ederken Manisa'da

geçerdi Gediz'in sularını başı dönerek.

Dağlarda

      tek

           tek

                 ateşler yanıyordu.

Ve yıldızlar öyle ışıltılı,

          öyle ferahtılar ki

 şayak kalpaklı adam

     nasıl ve

          ne zaman

             geleceğini bilmeden

    güzel, rahat günlere inanıyordu

ve gülen bıyıklarıyla

                duruyordu ki mavzerinin yanında,

birdenbire beş adım sağında onu gördü.

 

Paşalar onun arkasındaydılar.

O, saatı sordu.

Paşalar : «Üç,» dediler.

 

Sarışın bir kurda benziyordu.

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Yürüdü uçurumun başına kadar,

        eğildi, durdu.

Bıraksalar

     ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak

          ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak

Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlıyacaktı.

 

Saat 3.30.

Halimur - Ayvalı hattı üzerinde manga mevziindedir.

İzmirli Ali Onbaşı (kendisi tornacıdır) karanlıkta gözyordamıyla

sanki onları bir daha görmiyecekmiş gibi

     baktı manga efradına birer birer :

Sağda birinci nefer sarışındı.

İkinci esmer.

Üçüncü kekemeydi fakat

    bölükte yoktu onun üstüne şarkı söyliyen.

Dördüncünün yine mutlak bulamaç istiyordu canı.

Beşinci, vuracaktı amcasını vuranı

      tezkere alıp Urfa'ya girdiği akşam.

Altıncı, inanılmıyacak kadar büyük ayaklı bir adam,

    memlekette toprağını ve tek öküzünü

       ihtıyar bir muhacir karısına bıraktığı için

       kardeşleri onu mahkemeye verdiler ve

bölükte arkadaşlarının yerine

     nöbete kalktığı için ona

 «Deli Erzurumlu» derdiler.

Yedinci, Mehmet oğlu Osman'dı. Çanakkale'de, İnönü'nde, Sakarya'da yaralandı

    ve gözünü kırpmadan daha bir hayli yara alabilir,

    yine de dimdik ayakta kalabilir.

Sekizinci, İbrahim,

    korkmayacaktı bu kadar

      bembeyaz dişleri böyle tıkırdayıp

 birbirine böyle vurmasalar.

Ve İzmirli Ali Onbaşı biliyordu ki :

tavşan korktuğu için kaçmaz

        kaçtığı için korkar.

 

Saat 4.

Ağzıkara - Söğütlüdere mıntıkası.

On ikinci Piyade Fırkası.

       Gözler karanlıkta, uzakta.

       Eller yakında, mekanizmalar üzerinde.

Herkes yerli yerinde.

Tabur imamı mevzideki biricik silâhsız adam 

   ölülerin adamı,

kırık bir söğüt dalı dikerek kıbleye doğru,

durdu boyun büküp el kavuşturup

        sabah namazına. ...

 

Saat 4.45.

Sandıklı civarı. Köyler.

Sarkık, siyah bıyıklı süvari,

çınar dibinde,

      beygirinin yanında duruyordu. ...

İkinci Süvari Fırkası'ndan Dördüncü Bölük,

       atları, kılıçları ve

   insanlarıyla havayı kokluyor. ...

 

Saat beşe on var.

Kırk dakika sonra şafak sökecek.

«Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak».

Tınaztepe'ye karşı Kömürtepe güneyinde,

    On beşinci Piyade Fırkası'ndan

iki ihtiyat zabiti ve onların genci, uzunu,

Darülmuallimin mezunu

      Nurettin Eşfak,

mavzer tabancasının emniyetiyle oynıyarak konuşuyor :

-Bizim İstiklâl Marşı'nda aksıyan bir taraf var, bilmem ki, nasıl anlatsam,

Âkif, inanmış adam, fakat onun, ben, inandıklarının hepsine inanmıyorum.

 

Meselâ, bakın :

«Gelecektir sana vaadettiği günler Hakkın.»

      Hayır, gelecek günler için

gökten âyet inmedi bize.

Onu biz,

      kendimiz vaadettik kendimize.

Bir şarkı istiyorum zaferden sonrasına dair.

      «Kim bilir belki yarın...»

 

Saat beşe beş var.

Dağlar aydınlanıyor.

      Bir yerlerde bir şeyler yanıyor.

         Gün ağardı ağaracak.

Kokusu tütmeğe başladı :

       Anadolu toprağı uyanıyor. ...

 

Topçu evvel mülâzımı Hasan'ın yaşı yirmi birdi.

Kumral başını gökyüzüne çevirdi,

        kalktı ayağa. Baktı,

yıldızları ağaran muazzam karanlığa.

Şimdi bir hamlede

       o kadar büyük,

         öyle şöhretli işler yapmak istiyordu ki

bütün ömrünü ve hâtırasını

      ve yedi buçukluk bataryasını

ağlanacak kadar küçük buluyordu.

 

Yüzbaşı sordu :

- Saat kaç?

- Beş.

- Yarım saat sonra demek...

 

98956 tüfek

ve şoför Ahmet'in üç numrolu kamyonetinden

yedi buçukluk şnayderlere,

on beşlik obüslere kadar,

bütün âletleriyle ve vatan uğrunda,

yani,

toprak

      ve hürriyet için

             ölebilmek kabiliyetleriyle

Birinci ve İkinci ordular baskına hazırdılar.

 

Alaca karanlıkta,

     bir çınar dibinde,

beygirinin yanında duran

     sarkık, siyah bıyıklı süvari

kısa çizmeleriyle atladı atına.

 

 

Nurettin Eşfak baktı saatına :

 

- Beş otuz...

 

Ve başladı topçu ateşiyle

        ve fecirle birlikte büyük taarruz...

 

Sonra.

Sonra, düşmanın müstahkem cepheleri düştü.

Bunlar : Karahisar güneyinde 50

    ve doğusunda 20-30 kilometredeydiler.

 

Sonra.

Sonra, düşman ordusu kuvâyi külliyesini ihâta ettik

Aslıhanlar civarında

     30 Ağustosa kadar.

 

Sonra.

Sonra, 30 Ağustosta

      düşman kuvâyı külliyesi

             imha ve esir olundu.

 

Esirler arasında General Trikopis :

Alaturka sopa yemiş bir temiz

      ve sırmaları kopuk frenk uşağı...

Yaralı bir düşman ölüsüne

       takıldı Nurettin Eşfak'ın ayağı.

Nurettin dedi ki :

 «Teselyalı Çoban Mihail,»

Nurettin dedi ki :

«Seni biz değil, buraya gönderenler

         öldürdü seni...»

 

Sonra.

Sonra, 31 Ağustos günü ordularımız

    İzmir'e doğru yürürken

serseri bir kurşunla vurulan

     Deli Erzurumluydu.

 

Devrildi.

Kürek kemikleri altında toprağı duydu.

Baktı yukarı, baktı karşıya.

Gözler hayretle yandılar :

önünde, sırtüstü, yan yana yatan postalları her seferkinden

     kocamandılar.

Ve bu postallar

     daha bir hayli zaman

           üzerlerinden atlayıp geçen

arkadaşların arkasından seyredip

       güneşli gökyüzünü

ihtiyar bir muhacir karısını düşündüler.

 

Sonra...

Sonra, sarsılıp ayrıldılar birbirlerinden

      ve Deli Erzurumlu ölürken kederinden

           yüzlerini toprağa döndüler...

 

Solda, ilerdeydi Ali Onbaşı.

Kan içindeydi yüzü gözü.

Bir süvari takımı geçti yanından

       dörtnala.

Kaçanı kovalamıyordu yalnız

      ulaşmak da istiyordu bir yerlere

      ve sadece kahretmiyor

yaratıyordu da. 

Ve kılıçların, nalların,

     ellerin ve gözlerin pırıltısı

   ardarda çakan aydınlık bir bütündü.

 

Ali Onbaşı bir şimşek hızıyla düşündü

        ve şu türküyü duydu :

 

«Dörtnala gelip Uzak Asya'dan

        Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan

bu memleket bizim.

 

Bilekler kan içinde,

        dişler kenetli,

            ayaklar çıplak

ve ipek bir halıya benziyen toprak,

bu cehennem,

      bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları,

      bir daha açılmasın,

           yok edin insanın insana kulluğunu,

bu dâvet bizim...

 

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

      ve bir orman gibi kardeşçesine,

bu hasret bizim...»>

 

Sonra.

Sonra, 9 Eylülde İzmir'e girdik

 

     ve Kayserili bir nefer

yanan şehrin kızıltısı içinden gelip

         öfkeden, sevinçten,

               ümitten ağlıya ağlıya,

Güneyden Kuzeye,

Doğudan Batıya,

Türk halkıyla beraber

 

       seyretti İzmir rıhtımından Akdeniz'i.

 

Ve biz de burda bitirdik destanımızı.

 

Biliyoruz ki lâyığınca olmadı bu kitap,

 

 Türk halkı bağışlasın bizi,

 

onlar ki

     toprakta karınca,

          suda balık,

havada kuş kadar çokturlar;

    korkak,

        cesur,

            câhil,

                hakîm

                     ve çocukturlar

 ve kahreden yaratan ki onlardır,

 

kitabımızda

       yalnız onların mâceraları vardır...  



Süleyman AKGÜÇ

Okunma Sayısı: 963



3.129.211.123








  Ali Şükrü Tunçel

30 Ağustoslar, 29 Ekimleri, 23 Nisanları ve 19 Mayısları kutlamaktan kaçınıp gölgelemeye ve önemsizleştirmeye çalışanlara inat daha da coşkulu bir şekilde kutlamalıyız. Selam ve saygılar

YAZARIN DİĞER YAZILARI

 

© Copyright 2024  V4.4 Tüm Hakları Saklıdır.

Hazır Dernek Sitesi



Top