Merkez Bankası Döviz Kuru | |||
ALIŞ | SATIŞ | ||
USD | 37,8637 | 37,9319 | |
EURO | 41,7400 | 41,8152 |
Sevgili okurlar;
Ülkede işsizlik yüzde onun üzerine çıkmışsa, üniversite mezunları açıkta iş arar olmuşsa, nüfusun büyük oranı yoksulluk seviyesinde yaşarken, çalışanlarına ve emeklisine günde bir lira zam yapan bir hükümet, Osmanlıca öğrenerek bilim yapacağız gibi mucize açıklamalar yaparsa, en çok alkol tüketimi yapılan Konya’da şehir içi ulaşımda harem selam olsun diyen sivri akıllılar çıkıverir.
Can Yücel patavatsızın birine “göt” dediğini bilirsiniz. Hakaret iddiası karşısında verdiği savunmada “ bu ülkede göte göt denir, başka ne deseydik” diyerek verdiği cevap ünlüdür.
Önceki haftanın mucizesi de hastanelerde doktorların yanında birde imam olmasıydı.
Müslüman olmayan hastaların maneviyatı ne olacak?
Bu kafalarla çağdaş yaşamı ve bilimi daha çok ararız.
Unutmayın ki; uyuyor gibi yapan bir toplumu uyandırmak zordur diyerek başlıktaki konumuza gelelim.
Hangimiz çocukluğumuzda büyük olmaktan yada büyük görünme rolü oynamaktan mutlu olmadık. On yaşından daha küçükken bu duygu sizi heyecanlandırmadı mı?
O zamanlar yaşınızı tamı tamına yedi buçuk, yada kaç ise olduğunu gururla söylerken daha sonraki yıllarda otuz dört buçuk demedik.
Yada dört buçuktan beşe giriyorum gibi övünçlü ifadeler kullanmışızdır.
Hele de ergenlik çağında başımızda bin bir duman tüterken mutlaka bir ya da iki yıl fazla söylemişizdir.
Girişleri belli bir yaşı gerektiren yerlerde “kaç yaşındasınız” diye sorulduğunda “on sekize girdim.” Diye sesimizi daha iyi kullanmaya çalışırdık.
Oysa daha on altısında iken yaşınızdaki en önemli durağın yirmi bir olacağından haberiniz yoktu. Bunun anlamı üzerinde düşünüp dururken, bir bakmışız otuzuna geldiğinizde “aman tanrım neler oluyor?” Yediklerinizden tat alamaz hale getiren bir şeylerin olduğunu düşünmeye başlarız.
Değişen ne oldu?
Otuz olunca işte o malum kırklı yıllar ufukta görünüverir.
Telaşlanırsınız, oysa bir sürü işiniz vardı yapacak.
Frene basmakta fayda yok patinaj yaparsınız.
Çoluk çocuk derken, elli olduğunuzda düşleriniz kaybolur.
Bunu altmışa gelince daha iyi anlarsınız.
Küçükken size çok uzak görünen yaştır burası.
Yirmi birden sonra kırklı ve sonraki yaşlara yürüdüğünüzde “hop hop ne oluyor” deseniz de boşuna, ondan sonrası daha da hızlanacaktır.
Günler o bilinen doğum tarihinize geldiğinde yeni bir durakta olacaksınız.
Uzun ömürler olsun seksen yaşındasınız.
Artık hep aynı döngü başlar, öğle yemeği ardından ikindiyi atıştırmak, ilaçları unutmamak gibi alışkanlıklar.
Bunlar doksanda da değişmez, geri gidenin adı doksan ikidir.
Tuhaf duygular hissedersiniz kabul edemediğiniz. En güzeli de çocukluk başlar yeniden, buçuklu yıllara da gerek yoktur.
Bundan sonra ne mi yapmalı?
Her yaşta yaptığınızdan daha çoğunu yapmalısınız.
Yaş, boy, kilo dahil bırakın onlarla doktorunuz uğraşsın.
Neşeli insanlarla olun.
Garabet baykuşlardan uzak durun.
Yeni şeyler öğrenmeye çalışın. Bahçenizle ve eşinizle daha çok ilgilenin.
Tembel olmayın, basit şeylerden zevk alın ve nefesiniz yettiğince gülün.
Sağlığınız iyi ise koruyun, kötü ise düzeltmeye çalışın.
Herkesi ve hayatı sevin.
Unutmayın ki yaşam kaliteniz sayılarla değil, nefesinizi tuttuğunuz anlarla ölçülür.