Merkez Bankası Döviz Kuru | |||
ALIŞ | SATIŞ | ||
USD | 37,8637 | 37,9319 | |
EURO | 41,7400 | 41,8152 |
TOPLUMSAL DİNAMİKLERİMİZ ve EROZYON
Kocaman hayal dünyasında kendi sınırlarına sığmayan ve hayalleriyle tutkularını naftalinleyip bavul ve raflara, tavan aralarına, yastık altlarına kaldıran ne çok insanımız vardır.
Onlar ki her şeye rağmen çocukluğunun sığınağından kurtulup yüreğine söz geçiremeyenler, her türlü sıkıntıya direnen ve yetinmeyenler olduğu gibi, içinden geçenleri dile getiren, onu can evinden vurarak sürükleyen iki dizenin ardına düşüp acımasız ortamlara ölümüne direnen, sabreden çaresiz gençlerimiz.
Türkülerden, destanlardan, ağıtlardan, şiirlerden, romanlardan, tarihsel olaylardan feyz alan, toprağından-coğrafyasından kopan köy çocuklarımız.
Ömrünü insanlığa adayan, kültürel aile mirasını kutsal bir emanet gibi saklayan ve her gün yeni baştan öğrenenler, üretime katkı verirken en iyi şekilde emeğini sergileyenler, toprağa alın terini katan ve karşılığını hiç bir zaman bulamayan çiftçilerimiz.
Öğrenmeyi her aşamada yaşamaktan öte bir şey olmadan, gören, aydın olmayı yaşamın her anına, her yönüne ayna tutmak olarak belleyen, kimi zaman bedelini canıyla ödeyenlere verecek ne çok örneğimiz vardır.
İşine, mesleğine, estetiğe, güzelliğe, yaratıcılığa duyduğu aşk ve tutkunun her kapıyı açtığını, her duvarı yıktığını unutmayan, sesiyle, yorumuyla, sahnesiyle gurur verenlerin açtığı kapıların sınırlarını bilen sanatçılar toplumun örnek dinamikleri değil mi?
Sanatın evrensel olduğunu ve tüm duyarlı insanlar için vaha sayıldığını hatta “ tükürürüm böyle sanata” diyenleri unutmamak gerektiği gibi…
Yaşadığımız sürede kalbinizde iz bırakıp sonsuzluğa göçenleri zaman içinde unutma gerçeği ile yüz yüzeyiz. Onlar ki, izlerken, bir şekilde ilişkimizi sürdürdüğümüz, kan bağımız olmadan yaşamınızda, kişiliğinizde büyük, sarsılmaz ve unutulmaz yeri olan cumhuriyetçi aydınlar, toplum mühendisleri unutulur mu hiç?
Bazen ölümlerinin anma tarihlerinde, yada bir yerlere, aklımızın bir köşesine not ettiğimiz sözleriyle iz bırakanları içimizde hep canlı tuttuk. Onlar ki söylemleriyle içimizi titretenlerdi. Plastik sanatlarda olsun, müzik yada sinema oyuncusu, bilim insanları, yazarlarımız hepsi toplumun birer önderleri değil mi?
Nasıl unuturuz erdemli öğretmenlerimizi? Onlar ki; öğretme aşkıyla ufkumuzu açarken, hayallerimizi dantel gibi kurdular.
Dahası düşünceyi bir sanat penceresinden anlatan yazarlarımız; Ziya Paşa’dan, Aziz Nesin’e Orhan Veli’den Nazım Hikmet’e, Attila İlhan ve Cemal Süreya’dan, Edip Cansever’e, Behçet Necatigil’den Necati Cumalı’ya, Gülten Akın’dan Tomris Uyar’a bizi besleyen, farkındalığımızı artıran değerlerimiz…
Bütün bu isimlerin yanında demokrasi, insan hakları ve bağımsızlığımızın düşün savaşçıları olarak bizlere gerçekleri anlatan ve her birini saygı ile andığımız; Atatürk ve Cumhuriyet sevdalısı Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu,Abdi İpekçi, Çetin Emeç gibi kayıplar, toplumu ikinci yüz yılın aydınlığına taşıyacak olanların, karanlık güçler tarafından susturulmasını nasıl unuturuz.
Bu gün her biri saygıyla anılan bu değerler olsaydı, ülkemiz daha müreffeh, daha demokrat bir kimlikle var olacaktı.
Yaşadığımız ekonomik darboğazda, her alandaki üretim döngüsü ile mutsuz insanlar ülkesi olmaya yakışmayan birikim ve değerlerimizle, yaşadığımız beyin göçüne ve erozyona direnmeliyiz.